Mikroservis mimarisi son yılların en popüler konularından biri, ama her projeye otomatik olarak uygulanması gereken bir "yükseltme" değil. Bazı projelerde mikroservise geçmek, çözdüğünden fazla sorun yaratabiliyor.

Monolit Kötü Bir Kelime Değil

İyi katmanlandırılmış (örneğin Clean Architecture ile kurulmuş), modüler bir monolit, çoğu orta ölçekli proje için mikroservisten çok daha az operasyonel yük getiriyor. Tek bir deployment, tek bir veritabanı, dağıtık sistem karmaşıklığı olmadan geliştirme yapabiliyorsunuz.

Mikroservisin Gerçek Bedeli

Mikroservise geçmek; servisler arası iletişim (network çağrıları, hata yönetimi), dağıtık transaction yönetimi, servis keşfi (service discovery), merkezi loglama ve izleme gibi yeni sorunlar getiriyor. Bu bedel, ancak belirli faydalar bu maliyeti karşıladığında mantıklı hale geliyor.

Ne Zaman Gerçekten Gerekli?

Farklı modüllerin tamamen farklı ölçeklenme ihtiyaçları olduğunda (örneğin bir raporlama modülünün saniyede binlerce, sipariş modülünün saniyede birkaç istek alması), ya da birden fazla bağımsız ekibin aynı kod tabanında birbirini bloklamadan çalışması gerektiğinde mikroservis anlamlı hale geliyor.

Kademeli Geçiş: Modüler Monolitten Başlamak

Doğrudan mikroservise atlamak yerine, önce monoliti net sınırları olan modüllere ayırmayı (modüler monolit) öneriyorum. Bu sınırlar netleştikten sonra, gerçekten ihtiyaç duyulan modülleri ayrı bir servise çıkarmak çok daha az riskli oluyor.

Sonuç

Mikroservis mimarisi bir hedef değil, belirli ölçeklenme ve organizasyonel sorunlara bir çözüm. Bu sorunlar yoksa, mikroservise geçmek karmaşıklığı azaltmak yerine artırıyor.